Bugünkü haline uygun etiketle eşleşen yazılar.
Bir toplantı bitiyor, zihnimiz çoktan bir sonrakine geçiyor.
Mesajlara cevap verirken başka bir işi düşünüyor, bilgisayarı kapatırken günün geri kalanını planlıyoruz.
Bazen bunun için kendimize bir liste bile çıkarıyoruz:
Daha iyi beslenmek. Daha çok hareket etmek. Daha fazla seyahat etmek. Kendimize zaman ayırmak. Daha az streslenmek…
Günün güzel geçiyor. Sevdiğin bir kahve, güzel bir haber, keyifli bir sohbet… O anda kendini iyi hissediyorsun.
Peki bu, hayatının da iyi olduğu anlamına mı geliyor?
Sabah uyandığımız saatten günün son toplantısına kadar hayatımızın önemli bir bölümü işle geçiyor. Zamanla yaptığımız iş yalnızca geçimimizi sağladığımız bir uğraş olmaktan çıkabiliyor. Ürettiklerimiz, öğrendiklerimiz, kurduğumuz ilişkiler ve ortaya koyduğumuz değer, işimizi kim olduğumuzla ilişkilendirmeye başlayabiliyor.
Peki işimiz hayatımıza ne kadar anlam katıyor?
Bu sorunun herkes için farklı bir karşılığı var.
Sonra toplantılar, mesajlar, işler, bildirimler, yetişmesi gerekenler ve başkalarının beklentileri devreye girer.
İşler yolunda gidiyordur, iletişim rahattı sorumluluklarımızı yerine getiriyoruzdur.
Peki bu, ekibin birbirine iyi geldiği anlamına gelir mi?
Bazı anları yıllar sonra bile hatırlıyoruz.
Nerede olduğumuzu, kiminle olduğumuzu, ne hissettiğimizi… Hatta bazen o ana ait küçük bir ayrıntıyı bile. Oysa her gün yüzlerce farklı deneyim yaşıyoruz. Peki bazıları hafızamızda yer ederken, bazıları neden zamanla kayboluyor?
Gün içinde bedenimiz pek çok küçük sinyal veriyor.
Uykumuz geliyor, Hareket etmek istiyoruz, Bir süre sessiz kalmaya ihtiyaç duyuyoruz.
Ya da olduğumuz yerde biraz daha kalmak istiyoruz.
Günün nasıl geçtiğini çoğu zaman akşam olduğunda fark ediyoruz.
“Bugün çok yoğundum” , “Biraz gerildim” , “Hiç durmadım”
Oysa gün boyunca bedenimizde olup bitenleri çok daha erken fark ediyor olabiliriz.
Bir hedef koyuyoruz. Çalışıyoruz, uğraşıyoruz, sonunda oluyor.
Terfi, yeni bir pozisyon, tamamlanan bir proje, büyüyen bir iş, uzun zamandır beklenen bir sonuç… Ve çoğu zaman, bir sonraki hedef çoktan belirlenmiş oluyor.
Bazı yerlere gittiğimizde tanıdık bir şey hissederiz. Bir mahalle, yıllardır gittiğimiz bir kafe, çalıştığımız bir ofis… Bazı insanlarla birlikteyken de benzer bir yakınlık ortaya çıkar.
“Burada kendimi ait hissediyorum.”
Belki aidiyet, tam da bu iki alanın kesiştiği yerde şekilleniyor.
Çerezler
Siteyi geliştirmek ve kullanımı ölçmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntılar: Gizlilik Politikası ve KVKK Aydınlatma Metni.